
Eleştirmenlerin “çok yetenekli bir sanatçı” olarak tariflediği ve henüz 4 yaşındayken müzik yolculuğuna başlayan Eleanor Grant, kimliğinin merkezinde çok yönlülüğü barındıran yetenekli bir şarkıcı, oyuncu, kontrbasçı ve bas gitarist. Akademik yolculuğunun başlangıcı, eğitimi gördüğü kontrbasta onur derecesiyle (BMus, First Class Honours) mezun olduğu Royal Academy of Music’teki seçkin çalışmalarını içeriyor. Müzik kariyerinde, Royal Philharmonic Orchestra ve The Albert Hall gibi prestijli mekanlarda, Gustavo Dudamel, Sakari Oramo ve Edward Gardner gibi seçkin şeflerle performanslara imza atan Grant, oyunculukta da başarılarıyla dikkat çekiyor.
Tiyatro prodüksiyonları arasında Cy Coleman’ın City of Angels ve Sondheim’ın Merrily We Roll Along (RAM için), Sondheim’ın Into The Woods (RADA için) ve Anyone can Whistle (Southwark Playhouse 2022) ve Jason Robert Brown’ın The Last Five Years (Minack Theatre, Cornwall) yer alıyor. Çocukken, “Nativity 2!” filminde rol alan ve düzenli olarak Abbey Road Studios’ta şarkı söyleyen, besteciler Ennio Morricone, Rachel Portman, John Debney, Patrick Doyle ve Alan Menken için vokal soloları kaydeden Grant’ın son film müzik çalışmaları arasında Eurovision Şarkı Yarışması: The Story of Fire Saga, Cinderella, Cruella, Puss in Boots ve Alaaddin gibi canlı aksiyon uyarlamaları bulunuyor. 2018’de Royal Albert Hall’da (RPCO ile) canlı orkestra eşliğinde The English Patient (Avex Classics) filminin gösteriminde solist olan Grant, aynı konseri Çin’de (Şanghay Senfoni Orkestrası) ve Lüksemburg’da (Orchestre Philharmonie) da gerçekleştirdi. Sonrasında da 2019’da BBC Konser Orkestrası ile solo çıkışını yaptı. Gelin, bu genç yaşına rağmen müzik tarihine adını yazdırmayı başarmış Grant’ı biraz da kendisinden dinleyelim… (Es notu: Konser fotoğrafları Paul Sanders.)

“Etrafımdakilerle bağlantı kurmak için”
· Öncelikle sizi tanıyalım isterim; çünkü şarkıcı, söz yazarı, oyuncu ve hem kontrbas hem de bas gitarist olarak muazzam bir yetenek halindesiniz! Üstüne bu genç yaşınızda müzikal kariyeriniz de göz dolduruyor! Müzik yolculuğunuz nasıl başladı?
Müzik yolculuğum çok küçük yaşta başladı. Her iki ebeveynim de şarkıcı, bu yüzden müzik her an etrafımdaydı! 4 yaşında piyano dersleriyle başladım, ardından yaklaşık bir yıl sonra annemle şan dersleri aldım. Profesyonel şarkıcılık kariyerim 10 yaşında, Rachel Portman ve Alan Menken gibi besteciler için kayıt yaparak başladı. Ve sonrasından her şey oradan devam etti!
· Tüm bu yeteneklerin sizin hayatınızdaki karşılıkları nedir? Genç yaşınızda dünya çapına yayılan kariyeriniz etkileyici. Fakat bu serüven, bir tarafıyla tatmin edici bir tarafıyla da disiplin ve çok çalışmanın getirdiği bir yorgunluk da yaşatıyor olsa gerek! Bugünden çocukluk döneminize bakınca nasıl bir fotoğraf görüyorsunuz?
Müzik ve drama çocukluğumun önemli parçalarıydı. Okul oyunlarında oynamayı, koroda şarkı söylemeyi ve orkestrada kontrbas çalmayı severdim. Okuldan sonra Bodens Performing Arts’a katıldım, hareket, oyunculuk ve müzikal tiyatro öğrendim ve hafta sonları Londra’daki Royal Academy of Music (RAM) gençlik bölümüne katıldım, kontrbas çaldım, şarkı yazdım, beste yaptım ve genel müzisyenliği öğrendim. Çok yoğun bir zamanlardı evet ve zor bir işti! Ancak bunlar kesinlikle hayatımın en mutlu zamanlarından bazılarıydı ve bu yüzden de sanat alanında bir kariyerde başarılı olmaya kararlıydım. Bu kararlığım ise daha sonrasında, Royal Academy’de müzik alanında lisans ve tam zamanlı kontrbas eğitimi almama ve birinci sınıf onur derecesiyle mezun olmama yol açtı.

· Eleştirmenler sizin için, “Britanya’nın en büyük yeteneklerinden biri” gibi daha pek çok ifade kullanıyor. Mesela, hayaliniz nedir? Geleceğe dair hayatınızda öngördüğünüz veya hedefiniz nedir?
Hayalim, mümkün olduğunca çok sayıda insan için performans sergilemeye devam etmek. İster yazdığım şarkılar ister bir kayıt, isterse de harika bir film müziğinin canlı performansı olsun, bir izleyici kitlesiyle bağlantı kurduğumda kendimi çok canlı hissediyorum! Bu yüzden müzik yapıyorum; etrafımdakilerle bağlantı kurmak için.
“Ortak bir tutkumuz olduğunu keşfettik”
· Kariyerinizde sizi etkileyen olay nedir, kişiler kimlerdir? Ve ilk ilham kaynağınız kimlerdi?
Öncelikle annem Jacqueline Barron derdim. Bana vokal olarak bildiğim her şeyi öğretti, olağanüstü bir öğretmen ve öğretemeyeceği hiçbir şey yok! Bu arada hem annem hem de babam (Simon Grant) olağanüstü bir şarkıcılık kariyerine sahipler- ikisi de Grammy ödüllü vokal grubu “The Swingle Singers”da tanıştılar, bu yüzden çok ilham vericiler. Diğer vokal kahramanlarım arasında, Chaka Khan, Whitney Houston ve Karen Carpenter var. Ayrıca, bir vokalist olarak çok yönlülüğü nedeniyle Ariana Grande’nin her zaman büyük bir hayranı oldum. Bir söz yazarı olarak Joni Mitchell ve daha yakın zamanda Sabrina Carpenter gibi insanlardan çok ilham alıyorum.

· Gitarist Gus McQuade ile 2023’te Londra, Wigmore Hall’daki ilk resitalinizle büyük bir çıkış yaptınız. Hatta gazeteler, “Müzikal engelleri yıkma misyonuna sahip çok yetenekli bir ikili” olarak lanse etti sizi. Ve -yanlış bilmiyorsam- 16. yüzyıl lavta şarkılarından modern folk ve caz müziğine uzanan “Seasons in Time” adlı bir albüm yayınlamayı planlıyorsunuz. Bu minvalde biraz da Gus McQuade ile çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
Gus McQuade ile RAM’de öğrenciyken ikilimizi kurduk. İkimizin de müziği en geniş anlamıyla sergileme konusunda ortak bir tutkumuz olduğunu keşfettik ve bu da bizi 400 yılı kapsayan, geniş bir müzik türü ve stili yelpazesini kapsayan müzikler icra etmeye yöneltti. Her konserde, nerede ve kime çalarsak çalalım, dinleyicilerimizin daha önce dinlememiş olabilecekleri müziklerle tanışmasını istiyoruz / umuyoruz. “Eleanor ve Gus” ikilisi olarak bir de “The Cuckoo” adında bir single’mız var ve ilk albümümüz “Seasons in Time” bu Haziran’da yayınlanacak.
· Alan Menken, Rachel Portman ve Guy Chambers gibi dev isimlerle çalışmak nasıl bir deneyimdi? Bu süreçlerde öğrendiğiniz en önemli şey neydi?
Çok küçük yaştan itibaren bir kayıt stüdyosunda başarılı olmak için gereken becerileri öğrendim. Her şeyden önce, müziği hızlı bir şekilde notadan okuyabilmelisiniz! Bunu başarabilirseniz, herkes mutlu olur. Genellikle film/video oyunu müzikleri için size ayrılan sınırlı zaman olduğundan oldukça baskıcı bir ortam olabilir, ancak birlikte çalıştığım herkes çok tatlıydı. Kısa süre önce Air Lyndhurst Studio’da, Simon Franglin ve Graham Foote için bir video oyunu müziği söyledim ve çok harika vakit geçirdim!
· Pek çok film müziklerine katkınız oldu. Bugüne kadar yaptığınız işlerden sizi en çok etkileyen veya şaşırtan hangisiydi, neden?
(Dodie Smith’in 1956 romanı 101 Dalmaçyalı ve Walt Disney’in 1961 animasyon filmi 101 Dalmaçyalı’da tanıtılan Cruella de Vil karakterine dayanan Amerikan suç komedi-drama filmi) “Cruella”yı kaydetmeyi çok sevdim. COVID-19’un her şeyi kapatmasından bu yana yaptığım ilk kayıttı, bu yüzden orada olduğum için çok minnettardım. Sadece 4 kişiydik ve rock’ın müziği bu denli etkilemesini çok sevdim. Bir diğer önemli nokta da (Seth Grahame-Smith’in bir hikâyesine dayanan, Alfred Gough ve Miles Millar’ın senaryosundan Tim Burton tarafından yönetilen Amerikan fantastik komedi filmi) “Beetlejuice Beetlejuice”in
(Beterböcek Beterböcek) müziklerini kaydetmekti. (ABD’li film müziği bestecisi) Danny Elfman inanılmaz ve film müziklerine hayranım. Vokal yazımı çok teatral, ilginç ve bireysel.

“Seyirciler mutlak bir ziyafetle karşılaşıyor”
· Alman oyun yazarı Friedrich Hebbel, “Sanat, bir toplumun vicdanıdır” derken, Norveçli ressam Edvard Munch ise, “Sanat, toplumun ifade edemediği duyguların çığlığıdır” der. Peki, siz günümüze bakınca sanat ve müzik dünyasını nasıl görüyorsunuz? Mesela, bu dünyada en büyük zorluk(lar) nedir? Genç müzisyenlere bu konuda nasıl bir tavsiye verirsiniz?
Müzik endüstrisi sosyal medyanın yükselişiyle çok doymuş hissedebilir, ancak aynı zamanda yeni müzik keşfetmek hiç bu kadar kolay olmamıştı. Sanatçılar yaptıkları iş konusunda çok özerktir ve duyulmak için mutlaka plak şirketlerine güvenmeleri gerekmez. Ancak, sosyal medya önemli olabilse de tavsiyem, dışarı çıkıp elinizden geldiğince performans sergilemenizdir. Bir odadaki insanlarla bağlantı kurmaktan ve bu şekilde anlamlı bir topluluk yaratmaktan daha organik bir şey yoktur. Çok daha kalıcı bir etki yaratacaksınız!
· 22 Mart’ta gerçekleşecek olan İstanbul konseriniz için neler söylemek istersiniz? Konsere dair duygularınızı alabilir miyiz?
Filmin genel mesajı çok güçlü ve özellikle Na’vi ağıtlarını söylerken her zaman çok duygusal oluyorum. Canlı bir orkestranın film müziğini çalması, izleme deneyimini tamamen yeni bir seviyeye taşıyor, bu yüzden seyirciler mutlak bir ziyafetle karşılaşıyor!
· Son zamanlarda ilginizi çeken veya iyi gelen neler var müzik dünyanızda?
(Basçı ve şarkıcı Jack Tustin’in projesi) Borken Biscuit Company’nin “Primrose Hill” şarkısını çok seviyorum ve ayrıca (ABD’li şarkıcı) Sabrina Carpenter’ın “Short n’ Sweet” albümünü geçen yılki çıkışından bu yana neredeyse her gün dinliyorum. Ayrıca (İngiliz şarkıcı, söz yazarı, multi-enstrümantalist, yapımcı ve eğitimci) Jacob Collier’in “Little Blue” şarkısını da çok seviyorum. Çok dinlendirici ve güzel, çok ilham verici bir şarkı.


Leave feedback about this
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.