20 yıllık hikâye, 10. albüm ve “Nostalgia”
Kültür Sanat

20 yıllık hikâye, 10. albüm ve “Nostalgia”

20 yıllık hikâye, 10. albüm ve “Nostalgia”

Kaynak:Betül Memiş / Cnnturk.com

 “Kabına sığmaz enerjisi ve kendine özgü dizeleriyle dünya çapında geniş bir hayran kitlesine sahip olan”, Ryan Guldemond (vokal, gitar), Molly Guldemond (vokal, synth), Jasmin Parkin (vokal, klavye), Ali Siadat (davul) ve Mike Young’dan (bas) oluşan, Britanya Kolumbiyası’nın Quadra Adası merkezli, Kanadalı indie rock müziğin fenomeni Mother Mother, 20. yılını kutladıkları 10. albümleri “Nostalgia”nın Avrupa turnesi kapsamında, 22 Temmuz’da, BKM organizasyonuyla İstanbul, Maximum Uniq Açıkhava’da… Grup, Parlophone ve Warner Records etiketini taşıyan yeni albümlerinden çıkan ilk tekli “Make Believe”i yayınladı ve müzik eleştirmenlerince, “müzikal ve estetik açıdan sınırları zorlayan” olarak nitelendirildi. Ryan Guldemond ise yaptığı açıklamada, “Nostalgia’yı yaratırken amacımız, yaşlandıkça ve çok fazla numara öğrendikçe çoğu zaman ulaşılmaz hale gelen çocuksu bir yaratıcılığı somutlaştırmaktı” diyor.  
 
Biz de İstanbul konseri öncesi, “Verbatim”, “Hayloft” ve “Wrecking Ball” gibi şarkılarıyla hafızaya kazıdığımız grubun kurucusu, söz yazarı, gitaristi, vokalist Ryan Guldemond ile 20. yıllarında geçmişi ve bugünü konuştuk. O vakit, konser öncesi ısındırma olur niyetine, “Nostalgia”dan kulak verebileceğimiz “Love to Death”, “On and On / song for Jasmin” ve “Little Mistake” şarkılarını fonumuza döşeyip sözü Guldemond’a bırakıyorum. (İç ses: Madem “nostalji” yapacağız, naçizane tavsiyem, öncelik 2014 çıkışlı “Very Good Bad Thing” albümündeki “Monkey Tree”de olsun!) 
 
20 yıllık hikâye, 10. albüm ve “Nostalgia”

“Kafadan değil kalpten yaratmayı hedeflediğimiz” 
 

İzninizle sondan başlamak isterim. Sevdiğim yazarlardan Avusturyalı Hermann Broch, (İthaki Yayınları, Ahmet Cemal çev.) “Vergilius’un Ölümü” adlı kitabında şöyle der: “Hiçbir şey gelmiyordu şairin elinden, hiçbir kötülüğün ortadan kaldırılmasına yardımcı olamıyordu; yalnızca dünyayı ihtişama boğup yücelttiğinde kulak veriliyordu ona, yoksa olduğu haliyle anlattığında değil. Sadece yalan, ünün ta kendisiydi.” Üstadın tanımından yola çıkarsak kişisel ve sanat / müzik hayatınızın kadrajından 2024 yılı “Z Raporu”ndan ortaya nasıl bir fotoğraf çıkar?  
 
Broch’un tarif ettiği üzere, 2024 bizim için bereketli bir yıl oldu; çünkü ne gerçeği süslemeye kalktık veya abarttık ne de “dünyayı ihtişama veya görkeme bürümeye” çalıştık. Tam da bunları seçmediğimiz için 2024 bereketliydi bizim için. Yazdıklarımız dünyayı her zaman olduğu gibi birebir tasvir etmese de kendi hakikatimizi sahici, özgün ve samimiyetle yansıtmaya çalışıyoruz -çoğu zaman bunun beraberinde getirdiği kaygıyı ve karmaşayı da kucaklayarak… Bizim tecrübemiz gösterdi ki, ruhun ızdırabına bir tahliye vanası olan şarkılar genelde dinleyicide en derin yankıyı uyandıranlardır. Başarımız ise dinleyicilerimizle insanî bir ortak zemin bulmamıza ve ortak hassasiyetlerimizin gerçek bir bağ kurmasına olanak tanımamıza dayanıyor. 
 
 Gelelim, müzik eleştirmenlerinin: “Mother Mother müzikal ve estetik olarak sınırları zorlamaya devam ediyor, önümüzdeki 20 yıla selam çakıyor” dediği, sizin ise: “Yaratırken amacımız, yaşlandıkça ve çok fazla numara öğrendikçe çoğu zaman ulaşılmaz hale gelen çocuksu bir yaratıcılığı somutlaştırmaktı” olarak tariflediğiniz 10. stüdyo albümünüz “Nostalgia”ya… Albümün yaratıcı yolculuğu nasıl başladı ve hangi duygulardan doğdu? 
 
Aslında her şey, geçen yıl çıkan son albümümüz “Grief Chapter”ın delüks versiyonu için birkaç şarkı yazıp prodüktörlüğünü yapmamızla başladı. Ama başladığımızda, adeta baraj kapağı açıldı; ‘deluxe versiyon’ bir albüme sığdırılamayacak kadar çok ilham ve yaratıcı enerji birikmişti. Bu yüzden o planı iptal edip rafa kaldırdık, bunun yerine baştan sona tam uzunlukta bir albüm yapmaya karar verdik. Sonuçta, arşivden altı şarkı seçtik; bazıları yirmi yıl öncesine kadar uzanıyordu, bunları altı yeni parçayla eşleştirdik. Tüm süreç son derece eğlenceli ve keyifliydi -gerçekten birlikte müzik yapmaktan mutlu olduğumuz bir zamandı. 

20 yıllık hikâye, 10. albüm ve “Nostalgia”

“Diğer uyumsuzlar için müzik yapıyoruz” 
 
Röportaja hazırlanırken -her biri adıyla manidar- dokuz albümünüzü baştan sona yeniden dinledim. Benim için de geçmişimde yüzmek gibiydi! Ve sonra “Nostalgia”yı açtığımda şunu düşündüm: Bu sadece Mother Mother’ın 20 yıllık yolculuğu değil; biz müzikseverlerin de büyüme hikayesiydi. Adeta 20 yıllık bir harita, bir atlas… Albümün, bugüne kadarki sunduğunuz “en geniş ve bütünlüklü yaratıcı paletlerden biri” olarak tanımlanması da gerçekten yerini buluyor. Sorum şu: “Nostalgia”yı yaratırken, geçmişle bugün arasında sizin için hiç değişmeyen -ya da tam tersine değişen -duygu neydi? Ve bu süreçte aklınıza geldikçe hâlâ tebessüm ettiren bir an(ı) bizimle paylaşır mısınız? 
 
Öncelikle tüm şarkılarımızı baştan sona dinlemeye zaman ayırdığınız için gerçekten çok teşekkür ederiz, bunu gerçekten takdir ediyoruz. Sorunuza gelirsem de yıllar geçse de azalmayan, hatta giderek yoğunlaşan duygu, yaratım sürecine duyduğumuz o dizginlenemez heyecan. Bu heyecan, coşku; yazarken her zaman çocuksu bir ruha geri dönmeye çalıştığımız, kafadan değil kalpten yaratmayı hedeflediğimiz için büyüyor. Asıl mutluluk da zaten burada yatıyor ve “Nostalgia”da şarkıları tam da bu prensibe dayanarak seçtik. Hâlâ beni gülümseten anlardan biri ise, albüm üzerinde aylarca çalıştıktan sonra, işitsel olarak yanlış ses yoluna girdiğimizi fark ettiğimiz o andı. Sonrasında tüm davulları, basları ve gitarların çoğunu yeniden yapmaya karar verdik; bu da kendimize çok daha fazla iş yükü çıkardı tabii. Bunu düşününce gülümsüyorum çünkü bu, daha fazla zaman ve kaynak harcamak anlamına gelse bile, kendimize sadık bir şey yaratma kararlılığımızı yansıtıyor. 
 
Mother Mother’ın diskografisinde en dikkat çeken unsurlardan biri hem armonik olarak zengin hem de sözsel olarak çarpıcı bir “ikilik” yaratmanız: Karanlık temaları neşeli melodilerle buluşturuyorsunuz! “Nostalgia”da da bu hissi çok güçlü biçimde duyuyoruz; şarkılarda varoluş, yabancılaşma, kendini sevip nefret etme arasında gidip geliyorsunuz. Örneğin, “Make Believe” çocukluk ve duygusal saflık üzerine bir oyun gibi; “Finger” toplumun ikiyüzlülüğünü açıkça hedef alıyor; “On and On” ise son derece kişisel, platonik bir mektup. Peki, sizin için albümde en özel, en çok etkilendiğiniz şarkı hangisi? Ve onun hikâyesini bizimle paylaşır mısınız? 
 
Şarkılardan birinin ardındaki hikâyeyi ve anlamı paylaşmaktan mutluluk duyuyorum. “On And On (Song For Jasmin)”, en yakın arkadaşım ve aynı zamanda grup arkadaşım Jasmin Parkin için yazıldı. İlişkimiz 20 yıl önce sevgili olarak başladı ve son 16 yıldır platonik bir arkadaşlık olarak devam ediyor. 2020’de Jasmin’in babası beklenmedik bir şekilde hayatını kaybetti ve bu haberi ona yüz yüze veren kişi de bendim. Bu deneyim ve ardından gelen yas ve keder dönemi çok sarsıcı ve dokunaklıydı benim için. Tüm bu duyguların içinde, bu şarkıyı özel dostluğumuza, Jasmin’e ve bir anlamda babası Denis’e bir saygı duruşu olarak yazdım. 
 
20 yıllık hikâye, 10. albüm ve “Nostalgia”

 Müzik eleştirmenlerinin hakkınızdaki yorumu şöyle: Genel olarak içedönük, utangaç ama sahnede her şeyiyle orada olan bir grup.” Siz de bir röportajınızda diyorsunuz ki; “Biz uyumsuzlarız ve diğer uyumsuzlar için müzik yapıyoruz -bu doğru geliyor.” Bu arada tarifinizi sevdim! Bana göre, Mother Mother şarkılarında sıkça grotesk imgelerle ve sembollerle örülü bir anlatı dili kuruyor. Bu sembolik dili geliştirmek için beslendiğiniz edebi veya felsefi kaynaklar var mı? 
 
İlahi, mitolojik ve sembolik bir kelime dağarcığına yakınlık duyuyor olsak da aslında belirli bir edebiyat ya da felsefe geleneğine derinlemesine hâkim değiliz. Bizim için şarkı sözü yazmak hâlâ masum ve alçakgönüllü bir uğraş olmaya devam ediyor. Süreç çoğu zaman -genellikle saçma- anlamsız seslerle, sözlerle -bir çeşit mırıldanmayla- başlıyor ve yavaş yavaş gerçek kelimelere, anlamlara dönüşüyor. Sonuç bazen farklı görünse de özünde inanılmaz derecede entelektüel olmayan bir süreç. Şarkı sözlerimizdeki sembolizm ve imgeler, edebi veya felsefi kaynaklara bilinçli bir gönderme yapmaktan ziyade, içgüdü ve oyunbazlıktan doğuyor / kaynaklanıyor. 
 
 
İlk albümünüzden bu yana çok farklı duygulara ve sound’lara dokundunuz. Özellikle sözlerinizde hem kırılgan hem de tuhaf bir karanlık mizah öne çıkıyor. Bir röportajınızda, şarkıları daha derin ve içsel bir yerden çıkarabilmek için farklı terapi türlerini, meditasyonu ve günlük tutmayı denediğinizi okumuştum. Bana göre de şarkılarınızdaki anksiyete ve mental temalar, melodilerinizi daha da somut ve dokunaklı kılıyor. Peki, kendi hayatınızda bu duygularla başa çıkmak için bugün, size en iyi ne geliyor? 
 
Yaratıcılık; dürüst olmak gerekirse, en iyi antidepresan. Şarkı yazmak, şiir karalamak ya da fotoğraf çekmek ruhu kurtarıyor. Sağlıklı bir yaşam tarzı sürdürmek -iyi beslenmek ve aktif kalmak da- gerçekten büyük fark yaratıyor. Şükran duygusunu pratiğe dökmek de çok önemli. Büyük ya da küçük, minnettar olduğum şeyleri fark etmeyi ve not almayı alışkanlık hâline getirmeye çalışıyorum. Günlük tutmak, kafamdaki düşünceleri toparlamama çok yardımcı oluyor; sosyal medyadan ve genel olarak ekranlardan uzak durmanın da iç huzurumu koruduğunu görüyorum. Nasıl söyleyeceğini bilmediğin veya nasıl söyleyeceğini bildiğini bilmediğin şeyleri söylüyorsun günlükte. Ve bence günlerini biraz olsun zihninle incelemek gerçekten çok güzel. Tüm bunlar bir araya geldiğinde, kaygıyla başa çıkmama, kendimle ve hayatta olmanın büyüsüyle bağlantıda kalmama yardımcı oluyor. 
 
 
“Başkasına ait bir filmi izlemek gibi” 
 
Son yıllarda genç kuşaklar, sizi TikTok ve sosyal medyada keşfetti; özellikle “Hayloft” ve “Arms Tonite” gibi eski şarkılarınız birdenbire yeni bir hayat buldu. Bu sizin için nasıl bir deneyimdi? Eski şarkıların yeniden farklı bir jenerasyon tarafından dinlenilmesini “yeniden keşif” mi yoksa “yeni bir hikâye” olarak mı görüyorsunuz? 
 
Eski şarkılarımızın viral olması, başkasına ait bir filmi izlemek gibiydi. Çok gerçeküstüydü. Hâlâ inanmakta zorlanıyoruz. Bunun en güzel yanlarından biri de müziğin -ya da genel olarak sanatın- sonsuz doğasını hatırlatması. Bugün bize eski gelen bir şey, bir başkası için yepyeni olabilir; hatta belki 200 yıl sonra bile. Şu anda Marcus Aurelius’un “Meditations (Düşünceler)” kitabını okuyorum. O, 2000 yıl önce yaşamış bir Roma imparatoruydu ve o dönemde yalnızca kendisi için yazdığı bir günlük, zamanla tarihin en önemli ve en çok okunan kişisel gelişim kitaplarından biri hâline geldi. En hafif tabirle ölümünden sonra gelen bir başarı. İşin ironik tarafı, kendi yazılarında hep, sırf bir miras bırakmak için yaşamayı yasaklamış olması. 
 
Dijital çağda ve bugünün müzik endüstrisinde bir grup olarak var olmanın kolay ve zor yanları sizce neler? Bu bağlamda sizi öne çıkaran şeyin en olduğunu düşünüyorsunuz? Ve bugünün müzik ve sanat dünyası sizce, gerçekten zeitgeist’i -zamanın ruhunu- yakalayabiliyor mu? (İç ses: Cevabınız genç müzisyenlere de ilham verebilir.) 
 
Sosyal medya muhtemelen günümüzün en büyük zorluğu; inanılmaz derecede zaman alıcı ve dürüst olmak gerekirse, oldukça ruh emici. Herkes bunun en önemli şey olduğunu söylüyor ve pazarlama açısından önemli olduğunu anlıyorum, ancak çoğu zaman aslında önemli olan şeyden -müzikten- zamanınızı ve odağınızı çalıyor, hatta uzaklaştırıyor. Enerjiyi tüketiyor. Bazen düşünüyorum da hepimiz içerik üretmede daha iyi oluyor, ustalaşıyoruz; ama gerçek, derinlikli ve anlamlı sanat yaratmada daha kötü olup, geriye mi gidiyoruz! Gelecek vadeden ve genç sanatçılara bu konuda verebileceğim tek tavsiye şu olurdu: Önce sanatınıza odaklanın! İçinizi gerçekten etkileyen, içinizi titreten -tüylerinizi ürperten- şarkılar yazın. Bundan sonra sosyal medya dünyasına adım atın ama bunu da size samimi -gerçek gelen, kendi tarzınızda yapın. Bunu başardıktan sonra sosyal medya dünyasına, size samimi gelen bir şekilde adım atın. Ruhunuzu sadece beğeniler veya sayılar için satmayın. Ve her şeyden önemlisi, hayranlarınızla gerçek bağlar/bağlantılar kurun. Tek bir gerçek bağ/bağlantı, binlerce gönülsüz bağdan/bağlantıdan çok daha değerlidir. Bizim için en kolay olan şey ise müzik yapmaya âşık kalmak ve heyecanımızı kaybetmemek. Ayrıca dinleyicilerimizle kurduğumuz bağ da çok doğal ve gerçek. 
 
 
“Gençliğimizden çok şey öğreniyoruz” 
 
Grubu üç kelimeyle tanımlasanız, bunlar ne olurdu? Ve bugünden geçmişteki genç halinize ve 20 yıl sonra da gelecekteki halinize birer cümle söyleme şansınız olsaydı; neyi yapmalarını ya da yapmamalarını söylerdiniz? 
 
Eksantrik. İkilik. Değişkenlik. Genç halime şunu söylerdim: “Onları dinleme. İçgüdülerin doğru. İçgüdülerin bilettir.” Gelecekteki halime: “Teşekkür ederim.” 
 20 yıllık hikâye, 10. albüm ve “Nostalgia”

 Mother Mother’ın yolculuğuna baktığınızda, geçmişten bugüne / şimdiye; bu 20 yılı nasıl görüyorsunuz, evrim ve serüveninizde neler var? 
 
Bu, cevaplaması zor bir soru. Bence en önemli şey, artık sektörü çok daha iyi tanıyor olmamız. Birbirimizle nasıl iletişim kurduğumuz ve müziğe nasıl yaklaştığımız konusunda bile çok daha stratejik davranıyoruz. Biliyorsunuz, alışkanlıkları, formülleri ve kalıpları görüyoruz. İşler böyle yürüyor, iyi ya da kötü, değil mi? Yani, ne zaman bir şeye başlasanız, yenisini yapıyorsunuz ve her şey yeni, ama sonra 20 yıl içinde ise işlerin nasıl yürüdüğünü anlıyorsunuz. Bence, başlangıçta yenilikçi olmak daha kolaydı; aynı zamanda çok daha vahşi olduğumuzu da düşünüyorum. Artıları ve eksileri var ve bence, her iki grup da -ilk ve şimdiki Mother Mother- birbirlerinden çok şey öğrenebilir. Biz de gençliğimizden çok şey öğreniyoruz. 
 
Bugünlerde size iyi gelen neler var; kitap, albüm, şarkı, seyahat, bir an / fotoğraf karesi veya misal, yürümek gibi; günlük rutininizde neler oluyor? 
 
Fotoğraf yürüyüşleri son zamanlarda günlerimin en güzel anlarından biri haline geldi. Dürüst olmak gerekirse, fotoğraf makinemle uzun ve bilinçli yürüyüşlere başlamadan önce hayatın nasıl olduğunu / hissettirdiğini hatırlamak bile zor. Sadece güzel, etkileyici veya görsel olarak ilgi çekici olanı aramak için yola çıkmanın çok güçlü ve etkileyici bir yanı var. Beni doğrudan şu ana / şimdiki zamana çekiyor ve anın büyüsünü gerçekten takdir etmemi sağlıyor. Avrupa’da turneye çıkmak bir fotoğrafçının rüyası ya da hayalidir. Özellikle İstanbul’da fotoğraf çekmek için sabırsızlanıyorum.   

Leave feedback about this